Tarihte ilk kez 1856' da Avustralya'da işçiler günde sekiz saat çalışmak için bir yürüyüş düzenlediler.
1 Mayıs 1886' da Amerika'da yarım milyon işçi 8 saatlik mesai için iş bıraktı. Bu yürüyüşlerde dönemin ciddi siyahi baskılarına rağmen beyaz ve siyahlar birlikte yürüdü, direndi. Her eyalette benzer tablolar yer aldı ve bazı önyargılar aşılmaya başladı fakat daha sonra yasal baskılar sonucu gösteriler engellendi. 14- 21 Temmuz 1989' da toplanan ikinci enternasyonal' de 1 Mayıs'ın '' Birlik, mücadele ve dayanışma günü'' olarak kutlanılmasına karar verildi. Türkiye'de ise ilk kez 1923'te resmi olarak kutlandı.
Geçmişe döndüğümüzde fabrikaların kârı arttırmak için mesai saatini arttırıp işçilere verilen yevmiyenin mümkün olduğunca az tutulmuş olduğunu ve emekçi sınıfın iyice ezildiğini zengin kesimin ise daha da güçlendiğini gördük. Bugünün şartlarına işçilerin bu koşulları sürdürülebilir hale getirmek adına verdiği çabalarla geldik.
Peki bugün işçiler çok iyi şartlarda mı? Hayır. Aslında geçmişten günümüze değişen şey bu kâr politikası değildi. hala işçilerimiz ağır iş yoğunluğunun ve geçim derdinin altında ezilmekte. Gelir eşitsizliğinin en bariz görüldüğü sınıf olan işçiler buna karşın bu zor koşullarda daha fazla sömürülmemek adına haklarını bilmeli, devlet de bu haklarla ilgili işçileri bilinçlendirmeli ve korumalıdır. İş kanununa göre işçinin sigortası yatırılmalı, maaşı belirlenen asgari ücretin altına düşmemelidir. Aksi durumlar ihbar edilmeli, işçiler bedenleriyle kazandıkları paranın noksanlığını göz ardı etmemelidir. İş kazalarında işverenin eksik aldığı önlemlerin sonucu oluşan tahribatı işveren karşılamak, tazminatını vermek ve cezasını ödeme yükümlülüğündedir.
Kanunların işlevsel olması bizim ne kadar bilinçli olduğumuz ile ilgilidir çünkü hak verilmez, alınır.
Kadınlar İçin 1 Mayıs
Dünyada ki işgücünün üçte birini kadınlar oluşturur.
Kadınlar maalesef çalıştıkları alanlarda da birçok cinsiyet ayrımına maruz kalıyor. İşçilerin kadın olması beraberinde özel olarak korunması gereken durumlar meydana getirirken ( hamilelik, çocuk bakımı) bu bağlamda iş kanunu işverenin eşit davranma borcu kavramı ile cinsiyet eşitsizliğini önlemeyi hedefliyor.
Baktığımızda Türkiye' de kadın istihdamının yeterli seviyede olmadığını görüyoruz. İşverenin kadın olduğu için işçiyi işe almaması yasal değilken pratikte bunun aksi birçok örneğe maruz kalıyoruz. Kadınların ekonomik özgürlüğünün varlığı kadına dayalı birçok problemi ortadan kaldıracakken ne yazık ki kadınların bu anlamda aktif olması yine erkeklere göre daha zor, zorlaşan şartlarda bunu başarmış kadınlar biyolojik getirilerinin sonucunu ağır bir şekilde ödemekte.
İşçiler olmasaydı medeniyet de olmazdı. İşçilerin varlığı, devletlere bugünkü büyümeyi, refahı getirdi. Tüm bunlara rağmen dünyada ve ülkemizde gelir eşitsizliği had safhada, işçiler ezici koşullar altında sadece nefes alabilme gereksinimlerini karşılayabilmekte. Genel anlamda işçileri koruyan kanunların geliştirilmesini, var olan eksikliklerin yasalar önünde bırakılan açık kapıların kapanmasını diliyorum.
İşçi sınıfının insanlığa karşı hiçbir borcu yoktur. İnsanlık ona borçludur.
Bertolt Brecht



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder